
Gerçekleştirilen basın toplantısı sırasında ak Parti Diyarbakır milletvekili Suna Kepoğlu Ataman ile eşiyle birlikte Ak Parti’nin eski il baskanlari ile mevcut ilçe baskanlariyla çok sayıda Silvan ve Bismil Teşkilatı mensupları katıldı.
Sümer yaptığı basın açıklamasında şunlara yer verdi: “Sayın Milletvekillerim,
Sayın İl Başkanlarım,
Değerli teşkilat mensuplarımız,
Kıymetli basın mensupları,
Sevgili hemşehrilerim;
Hepinizi saygıyla, muhabbetle selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar,
Malumlarınız olduğu üzere, Galip Ağabeyimin, Mehmet Sait Yaz Ağabeyimin ve Suna Ablamın milletvekilliği döneminde, Sayın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle İl Başkanlığı görevine atanmış bulunuyorum.
Bu benim için büyük bir onur olduğu kadar, ağır bir sorumluluktur.
Çünkü siyaset, benim hayatıma sonradan girmiş bir alan değil.
Siyasetin konuşulduğu, memleket meselelerinin tartışıldığı bir ailede büyüdüm.
Babam Salih Sümer milletvekilliği ve bakanlık yaptı.
Amcam Mehdi Eker milletvekilliği ve bakanlık yaptı.
Dayım Ali Merdanoğlu milletvekilliği yaptı.
Kayınpederim Mahmut Ağa milletvekilliği yaptı.
Çocukluğumdan beri siyasetin hem güzel taraflarına hem de ne kadar ağır bir sorumluluk olduğuna yakından şahit oldum.
Şunu gördüm:
Siyasette makamlar gelip geçiyor.
Görevler değişiyor.
İsimler değişiyor.
Ama geride kalan tek şey, insanlara ne kadar dokunduğunuz, şehriniz için ne yaptığınız ve arkanızdan nasıl hatırlandığınızdır.
Bu nedenle siyaseti hiçbir zaman kısa mesafe koşusu olarak görmedim.
Siyaset uzun bir yol.
Sabır isteyen, emek isteyen, bazen yorulmayı, bazen beklemeyi ama hiçbir zaman vazgeçmemeyi gerektiren bir yol.
Bu yolda bayrak zamanı geldiğinde el değiştiriyor.
Biz de bu hizmet bayrağını Ömer İler Ağabeyimizden devraldık.
Görevi devraldığımız dönem, ülkemiz ve bölgemiz açısından çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir döneme denk geldi.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın iradesi ve Cumhur İttifakı ortağımız Sayın Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu kararlılıkla Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda önemli bir süreç yürütülüyor.
Bu sürecin ne anlama geldiğini Diyarbakır’da yaşayan insanlara uzun uzun anlatmaya gerek yok.
Çünkü Diyarbakır, terörün ve şiddetin ne demek olduğunu çok iyi biliyor.
Bu şehir çok acı gördü.
Çok evladını kaybetti.
Çok anne ağladı.
Çok aile yıllarca evlat yolu gözledi.
İnsanlarımız huzurun, güvenin ve normal bir hayatın özlemini çekti.
Onun için Terörsüz Türkiye meselesini yalnızca bir güvenlik meselesi olarak görmüyorum.
Benim için Terörsüz Türkiye, bir annenin artık evladının ardından ağlamaması demektir.
Bir babanın evlat acısıyla sınanmaması demektir.
Çocuklarımızın korkuyla değil, umutla büyümesi demektir.
Gençlerimizin başka şehirlerde, başka ülkelerde gelecek aramak zorunda kalmadan kendi memleketlerinde hayal kurabilmesi demektir.
Diyarbakır’ın artık acılarıyla değil; gençleriyle, kültürüyle, üretimiyle, turizmiyle ve başarılarıyla konuşulması demektir.
Değerli kardeşlerim,
Terörün en ağır bedelini aileler ödedi.
Bu nedenle huzurdan söz ederken aileden söz etmemek mümkün değil.
Biz, aileyi sadece aynı evde yaşayan insanlardan ibaret görmeyen bir medeniyetin mensuplarıyız.
Aile bizim için insanın hayata tutunduğu ilk yerdir.
Sevgiyi ilk orada öğreniriz.
Merhameti, paylaşmayı, büyüğe saygıyı, küçüğe sahip çıkmayı ilk ailede öğreniriz.
İyi günde de kötü günde de insanın döndüğü yer ailesidir.
Bu nedenle aile, medeniyetimizin temel taşıdır.
Aile güçlü değilse toplumun güçlü olması mümkün değildir.
Toplum güçlü değilse devletin güçlü olması da mümkün değildir.
Sayın Cumhurbaşkanımızın 2025 yılını Aile Yılı ilan etmesini bu nedenle çok kıymetli buluyorum.
Çünkü bugün dünyanın her yerinde aile kurumu ciddi sorunlarla karşı karşıya.
Bizim görevimiz sadece bu sorunlardan söz etmek değil.
Ailelerimizin yanında olmak zorundayız.
Gençlerimizin yuva kurmasını kolaylaştırmak zorundayız.
Çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan, bağımlılıktan, şiddetten ve umutsuzluktan korumak zorundayız.
Anne ve babaların çocuklarının geleceğine güvenle bakabildiği bir şehir oluşturmak zorundayız.
Diyarbakır’da aile güçlüdür.
Akrabalık bağları güçlüdür.
Komşuluk hâlâ önemlidir.
Bunlar bizim en büyük zenginliklerimizden biridir.
Bunları korumalıyız.
Çünkü ailemizi korumak, geleceğimizi korumaktır.
Çocuklarımıza sahip çıkmak, medeniyetimize sahip çıkmaktır.
Değerli hemşehrilerim,
İl Başkanlığı görevim boyunca bu şehrin sorunlarını masa başında konuşan bir anlayışın içinde olmayacağım.
Sahada olacağız.
İnsanlarımızı dinleyeceğiz.
Esnafımızın kapısını çalacağız.
Gençlerimizle konuşacağız.
Kadınlarımızı dinleyeceğiz.
Çiftçimizin, işçimizin, memurumuzun derdini anlamaya çalışacağız.
Diyarbakır’ın sadece merkezinde değil, ilçelerinde, mahallelerinde, köylerinde olacağız.
Bize oy verenin de vermeyenin de kapısını çalacağız.
Çünkü seçimler gelir geçer.
Ama biz aynı şehirde yaşamaya devam ederiz.
Aynı sokaklarda yürür, aynı havayı soluruz.
Aynı şehrin sevincini paylaşır, aynı şehrin derdiyle dertleniriz.
Ben siyasetin insanlarla araya mesafe koymak için değil, o mesafeyi ortadan kaldırmak için yapılması gerektiğine inanıyorum.
Bize ulaşmak isteyen insanlarımızın ulaşabildiği bir İl Başkanlığı olacağız.
Eleştiriden kaçmayacağız.
Eksiklerimizi söyleyen insanlara kızmayacağız.
Çünkü Diyarbakır’ın sorunlarını çözmek istiyorsak önce o sorunları dinlemek zorundayız.
Elbette her sorunu bir günde çözemeyiz.
Her talebi hemen yerine getiremeyiz.
Ama şunu yapabiliriz:
Samimi olabiliriz.
Çalışabiliriz.
Takip edebiliriz.
İnsanlarımıza verdiğimiz sözlerin arkasında durabiliriz.
Ben bugün burada büyük sözler vermek istemiyorum.
Tek bir söz vermek istiyorum.
Çalışacağım.
Teşkilatımızla birlikte çalışacağım.
Milletvekillerimizle birlikte çalışacağım.
Bu şehrin bütün kurumlarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve en önemlisi Diyarbakırlı hemşehrilerimizle birlikte çalışacağım.
Devraldığım bu hizmet bayrağını, günü geldiğinde aldığım noktadan daha ileri bir noktada teslim etmek istiyorum.
Bunu başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve Genel Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Teşkilat Başkanımıza, Koordinatörlerimize, teşkilatımızın bütün mensuplarına ve Diyarbakırlı hemşehrilerime karşı bir sorumluluk olarak görüyorum.
Diyarbakır son yıllarda önemli hizmetler aldı.
Bunu görüyoruz.
Ama yapacak daha çok işimiz olduğunu da biliyoruz.
Şehrimizin daha fazla yatırıma ihtiyacı var.
Gençlerimizin daha fazla iş imkânına ihtiyacı var.
Çiftçimizin, esnafımızın, sanayicimizin daha fazla desteğe ihtiyacı var.
Diyarbakır’ın sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarmak için daha fazla çalışmamız gerekiyor.
Sayın Milletvekillerimizle, teşkilatlarımızla ve hemşehrilerimizle birlikte Diyarbakır’ın hakkını her yerde savunacağız.
Gerektiğinde kapıları aşındıracağız.
Gerektiğinde ısrarcı olacağız.
Bir sorun çözülene kadar takipçisi olacağız.
Çünkü bu makamların bize yüklediği sorumluluk budur.
Sözlerimi bitirirken şunu özellikle ifade etmek istiyorum.
Ben bu görevi bir makam olarak değil, bir emanet olarak görüyorum.
Bu emanetin sahibi Diyarbakır’dır.
Bu emanetin sahibi bu şehrin insanlarıdır.
Günü geldiğinde hepimiz görevlerimizi bırakacağız.
Önemli olan, arkamızda hoş bir seda bırakabilmektir.
Bir insanın derdine derman olabilmişsek, bir gencin önünü açabilmişsek, bir ailenin yükünü hafifletebilmişsek, bu şehrin bir sorununu çözebilmişsek görevimizi yapmış sayacağız.
Rabbim bizi bu emanete layık eylesin.
Milletimize, davamıza, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve Diyarbakırlı hemşehrilerimize karşı mahcup etmesin.
Çıktığımız bu yolda birlik ve beraberliğimizi daim eylesin.
Hepinizi saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum. Allah’a emanet olun.”
yapılan basın açıklamasının ardından verilen röportajlar sonrasında aktivite sona erdi.



