DOLAR 18,6259 -0.06%
EURO 19,3168 -0.63%
ALTIN 1.047,50-0,40
BIST %
BITCOIN 301434-2,07%
Diyarbakır
11°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

MUHAMMED BEYBUR

MUHAMMED BEYBUR

25 Kasım 2021 Perşembe

HDP ÖNÜNDE AİLECE EVLATLARININ YOLUNU GÖZLÜYORLAR

HDP ÖNÜNDE AİLECE EVLATLARININ YOLUNU GÖZLÜYORLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Çocuklarının dağa kaçırılmasından HDP’yi sorumlu tutan ailelerin, 3 Eylül 2019’da başlattığı oturma eylemi 816’ncı gününde de sürüyor. Adana’da kaldıkları dönemde götürülen kızı için evlat nöbetine katılan Biçer ailesi, Van’dan geldiklerini ve kızları Gülcan Biçer’in 2015’te götürüldüğünü ileri sürdü. Baba Necmettin Biçer, ailece eylemde olduklarını ve eyleme dağda tek çocuk kalmayana kadar son vermeyeceklerini kaydetti.

“Bunlar emperyalist güçlere maşalık yapan terör örgütüdür”
HDP’lilerin çocukları lüks yaşam içerisinde olduğunu aktaran baba Biçer, “Terör örgütü PKK’ın emperyalist güçlere maşalık yapmakta. 3 yıla yakındır burada HDP il binası önünde eylemdeyiz, kararlıyız kesinlikle buradan ayrılmayacağız, aile olarak hepimiz buradayız. Biz bu işin arkasını bırakmayacağız, buradan dağda bulunan çocuklarımıza seslenmek istiyorum. Gelin güvenlik güçlerimize teslim olun, ülkemiz adaletli bir ülkedir, şuana kadar çadırdan 33 evladımız geldi, hepsi ailelerinin yanındalar” dedi.

“HDP’lilerin çocukları Amerika ve Almanya’da lüks yaşıyorlar”
Biçer, “Sizi oraya götürüp mağaralarda ölüme terk etmişler, bu yanlış bir yoldur, gelin güvenlik güçlerimize teslim olun. Hepimiz bu ülkenin insanlarıyız, ülke hepimizin kimse bir birimizden ayıramaz, bunlar emperyalist güçlere maşalık yapan terör örgütüdür. Bunların ne kendilerine ne de bize hayırları yok, HDP’lilerin çocukları Amerika ve Almanya’da lüks yaşıyorlar, sizi de götürüp kullanıyorlar kesinlikle taviz vermeyin gelip teslim olun. Kızım Eyvan, oğlum Diyar, eşim Pınar ve ben Necmettin Biçer olarak buradayım, dağda son çocuk inmeyene kadar biz buradayız” şeklinde konuştu.

Devamını Oku

” TOPLUMDAKİ KANAATSİZ KANAAT ÖNDERLERİ “

” TOPLUMDAKİ KANAATSİZ KANAAT ÖNDERLERİ “
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kanaat önderi olmak için okul okumanıza, herhangi bir sınavdan geçmenize, kursa katılmanıza, sertifika veya diploma almanıza gerek yoktur. Kanaat önderi olarak kabul edilmeniz için, zaman içerisinde toplum tarafından benimsenmiş, belirli bir yer edinmiş, bilgili ve liyakat sahibi olup, toplum nazarında kabul görünmeniz yeterlidir. Kanaat önderi bir başka deyişle, barış elçisi ve uzlaştırmacıdır.

Kanaat önderi yaşanabilecek sosyal olaylar neticesinde taraflar arasında sosyal mesajları kişilerin anlayacağı ve kavrayacağı bir dille anlatarak, sorunun çözümünde etkili olmalıdır.

Bir kişinin kanaat önderi olabilmesi için, insanları hareketleri ve söylemleri ile birlikte, etkileme veya ikna etme becerisinin yüksek olması, o kişinin kanaat önderi olabilmesi için, yeterli bir faktör değildir. Kanaat önderi olabilmek için gerekli olan en temel unsurlar, bilgi, birikim, hitabet, liyakat, sabır, olayları iyi analiz etme, her insanın seviyesine inebilme ve sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmaktan geçmektedir.

Ancak ; kanaat önderi sayılan ve toplumda bu şekilde kabul görülen kişi veya kişiler tüm bunları yaparken, taraf tutup, adaletsiz davranıp, kendi çıkar ve menfaatleri peşinde koşarsa, işte o zaman olay çok tehlikeli bir boyut kazanır.

Günümüz konjonktüründe bu işe meraklı ve bu işi yapan birçok kişi, yukarıda dile getirdiğim ve sürekli toplum tarafından kabul görmeyip, eleştirilere maruz kalan birçok yanlış iş ve işlemlere zaman içerisinde tevessül etmişlerdir.

Özellikle bölgemizde bu işe hevesli olup, kendisini öyle gören ve bu kimlikle topluma lanse ettiren birçok ” KANAATSİZ KANAAT ÖNDERLERİ ” türemiştir. Bu kişi ve kişiler, kendi eşine, çocuğuna ve çekirdek ailesine dahi söz geçiremez ve sorunlarını çözemezken, maalesef günümüzde milletin sorunlarını çözer gibi davranıp, öncülük etmeye soyunmak ile birlikte, asıl maksatlarının kendi çıkar ve menfaatleri olduğu unutulmamalıdır.

Diyarbekir halkı sürekli merak etmekte ve sormaktadır, kim veya kimler bu kişilere prim vermekte ve toplum nazarında neden bu kadar değer görmektedirler. Bu konuyu derinlemesine irdelediğimizde, konunun içler acısı vehameti daha iyi anlaşılmakla birlikte, Diyarbekir’ in geleceği için tam bir infial yaratmaktadır.

Neden ve nasıl diyecek olursanız, Diyarbekir’ de ki birçok üst düzey bürokrat ve siyasi parti Başkanlarının bu tip birçok kişi veya kişilere aşırı derecede prim verdiği, güvendiği, sözlerine ve fikirlerine itimat ettiği, bu tiplemeler ile sürekli toplantılar tertip edip, toplantı sonunda alınan kararların Diyarbekir’ de uygulamaya konulduğu ve günün sonunda da üst düzey bürokrasinin bu kişilerle fotoğraf çektirmesi, toplum nazarında daha fazla değer görmelerine neden olmuştur.

Bu memlekete görev icabı gelen ve sonrasında başka illere atanan tüm üst düzey bürokratlara, Diyarbekir halkının haklı bir şekilde dile getirdiği tepkisi adına soruyorum ?

  • Kanaat önderi diye görüştüğünüz kişileri, ne kadar yakından tanıyorsunuz?
  • Bu kişilerin geçmişlerini detaylı bir şekilde araştırdınız mı?
  • Geçmiş yıllardaki mal varlıkları ile şimdiki mal varlıklarından haberdarmısınız?
  • Bu kişilerin devlete olan yakınlığı ve bağlılıkları ile alakalı, ne kadar bilgi sahibisiniz?
  • Kanaat önderi listesi güncel mi ve hangi kriterler baz alınarak hazırlanmaktadır?

İşte yukarıda dile getirdiğimiz sorular üst düzey bürokratlar ve siyasi parti Başkanları tarafından hakkaniyet çerçevesinde irdelenmediği sürece, Diyarbekir’ in kaderi değişmeyecektir.

Bu minvalde Diyarbekir piyasasında kendisini ” KANAAT ÖNDERİ ” olarak pazarlayan, ancak toplum nazarında ” KANAATSİZ KANAAT ÖNDERİ ” olarak kabul gören birçok zevat, üst düzey bürokratların ve siyasi parti Başkanlarının bu kişilere aşırı derecede pirim vermesinden dolayı, piyasada ellerini ve kollarını sallayarak, cirit atmaktadırlar.

Diyarbekir’ in geleceği için yapılacak istişareler ve alınacak kararlar, bunun akabinde bu kararları alan ve uygulamaya koyacak olan hangi makam olursa olsun, ciddi anlamda araştırma yapmadan, sorgulamadan, iyi analiz etmeden ve süzgeçten geçirmeden yapılacak her türlü iş ve işlem, bu memlekette telafisi olmayan tahribatlara yol açmakla birlikte, bu kutsal şehire de ihanettir.

ORTAK AKIL…
TEMİZ TOPLUM…
YÜKSEK HEDEF…

Selam ve Dua…

Muhammed BEYBUR

Devamını Oku

” İYİ BİR İL BAŞKANI NASIL OLMALI “

” İYİ BİR İL BAŞKANI NASIL OLMALI “
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bu misyon ve vizyonda olup, bu eksende hareket eden kişi veya kişiler, ne acıdır ki maddi anlamda kazanımları çok fazla olmakla birlikte, günün sonunda maneviyatları ve kişilikleri, hüsranla sonuçlanmıştır.

Bu minvalde, biz de bu haftaki köşe yazımızı siz değerli okuyucularımızın dikkatine sunarak, iyi bir il başkanı nasıl olmalı diyerek, bu yazıyı kaleme alma gereksinimi duydum.

  • İl Başkanı mütevazi olmalı,
  • Ulaşılabilir olmalı,
  • Kendisini arayanlara cevap vermeli veya dönüş yapmalı,
  • Halkın içinde olmalı,
  • İl Başkanlığı makamı halka açık olmalı,
  • Ayrıştırıcı olmamalı,
  • Birleştirici olmalı,
  • Şeffaf olmalı,
  • Sözünün eri olmalı,
  • Çıkar ve menfaat peşinde koşmamalı,
  • kendi ikbal’ini partinin ikbal’inin önünde tutmamalı,
  • Aykırı fikir ve düşüncelere açık olmalı,
  • Samimi olmalı,
  • Parti içerisindeki herkese eşit mesafede olmalı,
  • Ayrımcılık yapmamalı,
  • Kucaklayıcı olmalı,
  • Bürokrasi ile entegre bir şekilde çalışmalı,
  • Yenilikçi olmalı,
  • Teknolojiye ayak uydurmalı,
  • Projeci olmalı,
  • Derdi hizmet olmalı,
  • Milletin derdi ile dertlenmeli,
  • Hz Ömer ve Ömer Bin abdülaziz’in adil yönetim anlayışına hakim olmalıdır.

Bir İl Başkanı özellikle de iktidar partilerinin İl Başkanlıklarını yapan kişiler, eğer ki yukarıda bahsettiğimiz hususlara azami bir şekilde riayet etmeyip, bu hususları özünde benimsemeyip tatbik etmiyorsa, o kişinin de geçmişteki diğer il başkanları gibi, sonu hezimetle sonuçlanır.

Diyarbekir birçok medeniyetlere başkentlik yapmış, sırları surlarda saklı olan, yeryüzünde Mekke ve medine’den sonra en kutsal şehir olarak dünyaca kabul edilen ve aynı zamanda da peygamberler ve sahabeler şehridir. Bu anlamda bu kadim şehire yukarıda dile getirdiğimiz kriterler gözönüne alınarak hizmet etmek, iktidar partisi il başkanının, öncelikli görevi olmalıdır, aksi halde bu şehrin manevi tokatı, çok acı ve acımasızdır.

KOLTUKTAN ŞEREF ALAN DEĞİL, KOLTUĞA ŞEREF VEREN OLUNMALI…

Selam ve Dua…

Muhammed BEYBUR

Devamını Oku

” BÜROKRATİK OLİGARŞİ VE ETKİLERİ “

” BÜROKRATİK OLİGARŞİ VE ETKİLERİ “
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünya üzerinde ki birçok devletlerin yönetim sistemlerini olumsuz yönde etkileyen ve aynı zamanda çok sayıda yönetim eksenli önem arz eden, bir kavramdır.

Oligarşi bunun yanında devletlerin bürokratik yapılarını tahakkümü altına alan ve kaçınılmaz bir son olarak görülmekle birlikte, ileride telafisi mümkün olmayan tahribatlara yol açabilen ve yönetim sistemlerini olumsuz etkileyen bir ” TEHDİT ” olma özelliği de taşımaktadır.

Bürokratik oligarşi genel anlamda devlet kurumlarında görev yapan orta ve üst düzey bürokratların ( Yöneticilerin ) kamunun kendisine tanımış olduğu gücü, yetkiyi ve eğemenliği kendisinin lehine, devletin ve milletin aleyhine karşı kullanma yöntemi olarak da tanımlanabilir.

Bu tip devletin birçok kademelerine sirayet eden güruhun ömürlerinin yarısı daha üst bir makama nasıl gelebilirim, geri kalan kısmı da mevcut makamımı nasıl korurum endişesini taşımakla geçmektedir. Bu yüzden bu makamları işgal eden bu tiplemeye uygun kişiler, ilkelerinden, prensiplerinden ve kişiliklerinden sürekli ödün vererek, mevcut koltuklarını korumak anlamında, her yolu kendilerine mübah görmektedirler.

Böylesi kişiler risk almazlar, yenilikten hoşlanmazlar, düzenin değişmesini istemezler ve sürekli güçten yana olup, Hakk’ın ve haklının yanında değil, haksızlığın ve küfrün yanında yer alırlar. Bu tip insanlar her konuda samimi olmadıkları gibi, hepsinin mazileri olup, zaman içerisinde her yere girip çıkmışlıkları ve bir şekilde temas etmişlikleri olmakla birlikte, hızlı manevra ve yalan konuşma kabiliyetleri de, çok yüksektir.

Bu tip insanlarla mücadele etmek, şahsiyetli ve namuslu insanlar için zor bir durum olup, bu ahlâk yoksunu, çirkef, yüzsüz ve hiçbir ilkesi olmayan kişilerle mücadele etmeyi de, günümüz toplumunda kimse göze alamamaktadır. Neden diye soracak olursanız, tüm benliğini yitirmiş olan bu tip insanlar, iyi ve şahsiyet sahibi insanlara öyle farklı yöntemler kullanarak saldırıyorlar ki, kişi kendini savunamayacak duruma gelmekle birlikte, kendinden haya ederek, susmayı tercih etmektedir.

Oligarşik yapının yapmış olduğu her türlü olumsuz iş ve işlemler ” KURUMSAL BARIŞI ” bozduğu gibi ” TOPLUMSAL BARIŞA ” da, ciddi anlamda zarar vermektedir. Devletin içerisinde her dönem, farklı kimliklerle bu minvalde hizmet eden etkin yapılar, varlıklıklarını farklı şekillere bürünerek, sürekli olarak sürdürmüşlerdir.

Bu yapılar bürokrasinin tamamına sınırsız bir şekilde sirayet edebileceği gibi, zaman içerisinde göze çarpmamak anlamında, kendilerini iyi bir şekilde kamufle de edebilmektedirler.

Bürokratik oligarşi çarkına dahil olan kişi veya kişiler, gücünü ve yetkisini sahip olduğu bilgisinden, becerisinden, tecrübesinden, makamından ve hiyerarşik yapıdan almaktadır. Bu yapının kendisine oluşturduğu güç kaynakları, o kişiyi mevcut siyasal iktidarların karşısında bile, kuvvetli bir güç unsuru haline getirebilmektedir.

Bürokratik oligarşi yapısı içinde bulunan kişiler, bu yapının devam etmesi, daha fazla güçlenmesi ve korunması için, ellerinden gelen her türlü çirkefliği yapmaktan çekinmezler. Bu tip kişiler, geçmişten günümüze kadar tüm partilere nüfuz ederek, kendi geleceklerini garantiye alma anlamında, mevcut siyasal iktidarlar değişse bile, değişmeyen tek şey, kendi iktidarlarıdır. Bunlar için fikir, dava, gelenek, görenek ve kişilik gibi kavramlar, hiçbir anlam ifade etmemektedir.

YASAL VE YASAL OLMAYAN OLİGARŞİK YAPILAR ;

1- Yasal oligarşik yapılar, birtakım kurumların üst düzey bürokrat yapısını ele geçirip, ele geçirdikleri üst makamları ve o makamın kendilerine sağlamış olduğu yetkileri, görev yaptıkları kurumun ve o kurumda görev yapan personeller ile birlikte halkın menfaatleri de gözetilerek, kanun ve hukuk ilkeleri doğrultusunda kullanılmaktadır.

2- Yasal olmayan oligarşik yapılar, kamu tecrübelerini, güçlerini, kaynaklarını ve kurnazlıklarını kullanarak, iktidar ve muhalefette bulunan tüm siyasi partilere sızarak, ileride kendilerine zarar gelebilecek tüm girişim ve hamleleri, engellemeye çalışırlar. Kendilerini sürekli liyakat sahibi ve vazgeçilmez olarak kabul edip, bu kesim genelde orta ve üst kademe bürokrasiden oluşmaktadır.

Bu yapılar daha çok köklü, güçlü ve aktif Bakanlıklara sirayet etmiş olup, zamana, ortama, mevcut konjonktüre ve o günkü trende bağlı olarak ( BUKALEMUN ) misali, çeşitli şekil ve tiplemelerle de, ortaya çıkabilmektedirler.

Bir kısım köklü, güçlü ve aktif Bakanlıkların üst yönetim kadroları ve idari yapılanmaları ile birlikte, iller de bulunan ” İL MÜDÜRLÜKLERİ ” ne kadar sirayet eden bu tehlikeli yapılar, zaman içerisinde tüm güç kendilerinde olması hasebiyle, ilgili ” BAKANI ” bile etkisiz ve yetkisiz bir hale getirebilmektedirler. Yani diğer bir deyişle, ilgili Bakan iktidar olup, muktedir değildir.

Bu Bakanlıklarda kişinin liyakat sahibi olması önemli değildir, önemli olan itaatkâr olmasıdır. Örneğin asıl işi sahada veya kendi branşı ile ilgili olan yerde çalışması gerekirken, bu çarkın içinde olması hasebiyle, en güzel yerlerde ve masa başında en üst kademelerde çalıştırılmaktadır. Bundan dolayı eğer ki siz bu çarkın en ufak dişlisi bile değilseniz, o Bakanlıkta ” SİYASAL, HUKUK, KAMU YÖNETİMİ, İŞLETME, İKTİSAT VE MALİYE ” v. s gibi daha sayabileceğimiz okullardan mezun olmanız, herhangi bir anlam ifade etmemektedir.

Günümüz konjonktüründe ne acıdır ki bürokratik oligarşi daha fazla ve yaygın bir şekilde, almış başını gitmektedir. Mevcut siyasal iktidar bu yapı ile değil baş etmek, kıyısından ve köşesinden dahi geçememektedir. Bu yapının bu dönemde daha fazla aktif olmasında ki en büyük etken, mevcut siyasal iktidarın dış siyasete daha fazla mesai sarf ederek, iç siyaseti boşlamasından kaynaklanmaktadır.

Bununla birlikte illerde görev alan ve siyasi arenada faaliyet gösteren siyasi aktörler, bu olaylara yıllardan beridir sessiz kalarak, bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı ile hareket edip, günümüz konjonktüründe ipin ucu kaçtığı için de, mevcut bürokratik oligarşiye dahil olan bürokratlar, ne söz dinler, ne de iş yaparlar.

Bu yapılarda asıl olan en temel kavram gizlilik, ifşa olmamak ve birbirleri arasında ki dayanışma, en önemli prensiptir.

ÖNCEKİ İKTİDARLARIN BU OLİGARŞİK ÇIKMAZ SEVDALARI ÜLKENİN EKSENİNİ ROTASI DIŞINA ÇIKARTIRKEN AK PARTİNİN DE  BU ANLAMDA BÜROKRATİK OLİGARŞİ DENGESİNİ RİTİM DE TUTMASI, AYARA GETİRMESİ GEREKİYOR. ZİRA MANZARA ŞU ANDA PUSULASINI ŞAŞIRMIŞ GEMİ MİSALİ…

İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN...

Selam ve Dua…

Muhammed BEYBUR

Devamını Oku

” AHLÂKÎ YOZLAŞMA VE NEDENLERİ “

” AHLÂKÎ YOZLAŞMA VE NEDENLERİ “
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Toplumun her kesiminde zihniyet değişiklikleri, her alanda yaşanan meselelere geleneksel bir şekilde bakma anlayışı, zaman içerisinde farklı olarak değişmektedir. Toplumda yaşanan ahlaksızlıklara ve adaletsizliklere ses çıkarmamak, bunu akabinde karşı gelmemek ” SUYA VE SABUNA DOKUNMAMAK ” türünde bir davranış biçimidir.

Toplumda insanlar, gerek korkudan ve gerekse de vurdumduymazlıktan dolayı haksızlıklara karşı çıkmak yerine susmayı, çekimser kalmayı ve yapılan yanlışı alkışlamayı yeğleyen bir gruh olmayı tercih etmektedirler. Bu yanlış tercihlerinin yol açacağı zararlar ve ileride getireceği sıkıntılar, zaman içerisinde hatayı yapanları değil, toplumun tüm katmanlarını etkileyecektir.

TOPLUMUN BU HALE GELME NEDENLERİNİ MADDELER HALİNDE SIRALAYACAK OLURSAK ;

– Televizyonlarda ki gayri ahlâki filmler, diziler, magazin ve ürün satış programları ile birlikte evlilik programları gibi daha sayabileceğimiz birçok program, toplum ahlâkını negatif anlamda ciddi bir şekilde etkilemiştir. Bu programları yayınlayan yayın kuruluşlarına denetim ve yasal yaptırımlar yetersiz olduğundan dolayı, bu yayınlar ile toplum ahlâkı çok kötü etkilenmekte ve ahlaki çöküntüye neden olmaktadır.

– Allah’ın en güzel şekilde yarattığı insan bedenine, inancımız, örfümüz, adetlerimiz ve anenelerimiz göz ardı edilip, insan biyolojisine aykırı yapılan ” TIBBİ ESTETİK ” müdahaleler neticesinde, kişilerde oluşan ağır travmalar ile birlikte, bu olaylara siyaseten ve politik olarak çözüm üretilmediği gibi seyirci kalınması.

– Eğitim seviyesinin düşük olması ve sürekli müdahalelere maruz kalması nedeniyle fertlerde her geçen gün algılama, düşünme, yorumlama ve sorgulama yetimizden hızla uzaklaşılması, bununla birlikte okumak ve araştırmak özelliğimizden ziyade, toplumun gruplar, sınıflar ve bir takım kitlelerin ritüellerine teslim olmaları, günümüz toplumunu kendi benliğinden uzaklaştırmıştır.

– Uyuşturucu çeşitliliğinin gün geçtikçe artması ve hızla yaygınlaşması, bunun yanında ulaşılabilirliğinin kolay olması, toplumun beyin fonksiyonlarını olumsuz olarak etkilediği gibi, hafızasını ve sağlıklı düşünme yeteneğini de ciddi anlamda etkilemektedir. Yasal düzenlemelerin ve hukuki yaptırımların yetersiz kalması, toplumu kolay para kazanmak amacıyla bu yöne yöneltmektedir.

– Teknolojinin gün geçtikçe daha fazla geliştiği ve bu gelişme ile birlikte ahlâk dışı yayın yapan materyallere, sitelere ve sayfalara kolay bir şekilde ulaşabilirlik ve denetimsizlik, sosyal medyanın insanlar üzerinde ne denli etki yaptığı ve ahlâki çöküntüye neden olduğunun en bariz örneğidir.

– Bahis ve kumar yine toplumun bir diğer kanayan yarası olup, yine sıklıkla yapılmayan denetimsizlik ve vurdumduymazlık neticesinde toplumun her katmanını oluşturan birçok kişi bu illet sayesinde, intiharlar, boşanmalar ve ailevi psikolojik travmalar geçirmektedir.

– Fuhuş yaşı giderek düşmekte ve günümüz toplumunda bu yaş seviyesi 12-13 yaş grubu olan çocuk saydığımız yaşlara inmiş bulunmaktadır. Bu yaşta ki çocukların bu ahlâk dışı olaylara karışması, özenti, kolay para kazanma, ekonomik geçimsizlik ve İslami hassasiyetlerden uzaklaşmak ve bunu idrak edememekten kaynaklı olup, maalesef günümüz siyasi aktörleri de bu minvalde önleyici olarak herhangi bir olumlu adım atmamaktadırlar.

– Küresel, bölgesel veya yöresel anlamda yaşanan huzursuzluklar, bu huzursuzluklara bağlı olarak yaşanan çatışmalar ve köylerin boşaltılması neticesinde hızlı bir şekilde şehirlere olan göç dalgası nedeniyle oluşan sosyolojik, psikolojik ve toplumsal sorunlar ile birlikte kültür farklılıkları, toplumda ciddi bir  dezenformasyona neden olmakla birlikte, toplumu ahlâkî anlamda ciddi bir şekilde etkilemiştir.

İslam dinimiz toplumsal zararlara neden olacak olan olumsuzlukları önlemek için ” EMR-İ Bİ’L MA’RUF VE NEHY-İ ANİL MÜNKER ” ilkesi getirilmiştir. İyiliği emredip, kötülükten sakındırmayı ifaden eden bu ilke, günümüzde maalesef uygulanmamaktadır.

Böyle gelmiş, böyle gider ve dün dündür, bugün bugündür felsefesini yaşayan bu toplumun damarlarına kadar nüfuz ettiği günümüzde, kirlenmeyi engellemek ve bu ahlaksızlıklardan arınmak, o kadar da kolay görünmemektedir.

Neden diyecek olursanız, toplum ahlaki yönden bu kadar dejenere olmuş ve bu kadar yozlaşmış iken, günümüz siyaset arenasında siyaset yapan tüm partilerde ki birçok siyasi zevatlar, kendi heva ve heveslerinden vazgeçmeyerek, uyuşuk, sorgulamayan, araştırmayan ve kendilerine dokunmayan bir toplum hayali kurdukları için, bu gibi konular onlar için önem ve ehemmiyet arz etmemektedir.

Oysa ki ;

– Ahlâk insanın özüdür.

– Ahlâk iyi yönetimin temelidir.

– Ahlâk cennetin yoludur.

– Ahlâk üstünlüğün en büyüğüdür.

– Ahlâk insanlığın en hayırlısıdır.

– Ahlâk imanın kemalidir.

– Ahlâk fazilet ve akıldır.

Bir toplumda iş bilenin, kılıç kuşananın mantığı eğemense, bir çırpıda köşeyi dönenleri kınamak yerine, kişilerin bilinçaltında hayranlık ve kişiye imrenme varsa, namuslular küçümseniyor ve hakir görünüyorsa, aldırmazlık, duyarsız popülizmle iş birliği yapılıyor, sahtekârlık, kurnazlık daha çok itibar görüyorsa, bütün bunlar bir toplumun helak olmasına yeter ve artar bile.

Sonuç itibariyle ; Fuhuşun, kumarın, bahisin, uyuşturucunun ve her türlü ahlaksızlığın tavan yaptığı günümüz toplumunda siyaset konuşmak ve sahada siyaset yapmak, milletin aklı ile alay etmektir. İslami hassasiyetlerimizden her geçen gün uzaklaştığımız ve ileriki dönemlerde daha kötü günler geçireceğimiz bu günlerde Allah’ı unutmak, bizleri felakete sürüklemekle birlikte, milli ve manevi değerlerimizi de kaybettirmektedir.

SİYASETİ BİR KENARA BIRAKIN, GELİN HEP BİRLİKTE AHLÂKLI BİR TOPLUM İÇİN EL ELE VERELİM…

TOPLUM AHLÂK İLE YÜCELİR, ADALET İLE YAŞAR…

Selam ve dua…

Muhammed BEYBUR

Devamını Oku