ŞEHİR ve CİDDÎYET

ŞEHİR ve CİDDÎYET

ABONE OL
4 Eylül 2021 09:03
ŞEHİR ve CİDDÎYET
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilmekteyiz, bunca sıkıntı içinde ilgilendiğimiz konu ya da konular, fazla dikkât çekmez. Şehirle ilgili çalışmalar, sadece beton- demir-kaldırım- parke taşı ile sınırlıdır.

**

Şehirlerin inşâ edilmesi söz konusu değildir.

Zaten şehirler mevcut.

Her şehirde gökyüzüne yükselen onlarca katlı yapı ya da yapı toplulukları, insanın başını bırakacağı barınma mekânı mıdır?

Bu yeni mimarî tarz(?), iki günlük dünyada insanın hayatını kolaylıklar içinde geçirmek üzere satın aldığı, her şeyiyle cennet belletilen, alım gücü yüksek olanların huzuru buldukları adres midir?

**

Bu yeni modern, her şeyin elektronik olduğu, asansörlerin saniyeler içinde yirminci kata çıktığı, kameraların gözetiminde guvenirliliğin sağlandığı, bilgisayar başında dünyaya seyahatlerin gerçekleştirildiği, orman kokularının çeşit çeşit odalara spreylerle otomatik sistemle enjekte edildiği, ekmeğin fırından, sebze ve meyvenin manavdan, etin kasaptan, giyimin terziden sağlanmadığı, yemeğin aşhaneden yenmediği, gazete ya da derginin satıcıdan alınmadığı, her şeyin bir alo ile kapıda olduğu bir ortam.

**

Paranın yelek cebinden çıkmadığı, elektronik ortamda bayram harçlığının verildiği, âile- eş- dost ziyaretinin sanal ortamda gerçekleştiği, tebessümün o sıcaklığını emojilerde ucuzca tüketildiği, insanın aciz bir varlık iken, kendisini paranın gücü(?) ile ilahlastirma duygusuna kıyıdan köşeden nefsiyle kapıldığı ortam…

**

Kimse eski samimiyeti, dostluğu insanlığı, merhameti, yardımlaşmayı beklemesin, etraftan.

**

Kimseler, çocuklukta kalan günleri hatırlayıp, nostaljik duygulara kaldırmasın kalemini, bir eli parada öbur eli borsada iken:

“Tandır ekmeğine bir parmak salça çalıp…”emesin, timsah göz yaşları içinde.

Kimseler, mahallenin fakir, hasta kimsesiz, yetim, öksüz insanını mutlu etmedikçe evine huzurla gelmediği ortamların olduğu yaşantıda, kalkıp sanal ortamda merhamet taciri kesilmesin.

Biliyoruz, fakir olan cebindeki on lirayı verirken, zengin olduğunu sanan mahlûk, yerdeki yargıya elli lira bırakıp, kırk lirasını almanın hesabını yapar.

Kendimizi yedi kere Zemzem ile yıkasak, çoğumuzun huyu değişmez.

Bizim her yazımızda şehrin yer alması misali, bu durum.

Şehirde ya yaşayan ölü olacağız ya da şehir için ölen kimse.

Şehir için ölme!..

Bir garip ifade.

Gülünecek bir söz.

Söz konusu medeniyet ise niçin olmasın!..

Medeniyetin aslî unsurlarını bilenler bilir.

Şehir ve CİDDÎYET!..

Şehirler ” Şehir” oluncaya kadar yazacağız.

“Biz, yaşadıkça Şehir vardır.” ve ” Her şehir, küçük vatandır.” demedikçe, bu sırra ermedikçe, manasını düşünmedikçe, gayeyi anlamadıkça, meseleyi çözmedikçe, niçin yazdığımızı bilmedikçe ne diyelim?..

**

Bir dostumuz, bizi sevindirmek istedi:

  • Hocam, emekli oldunuz, hayırlı olsun. Rabbim, az da olsa verilen emeğinizin karşılığındaki ikramiyeyi güle güle harcayın…

İkramiye lafını duyan bir başkası, söze atılmaz mı:

  • Hocam, getirin peşinat sayalım, size 2+1 modern bir daire verelim.

Taksidini sormadım, istenen peşinatı söyleyince:

  • Peşinat toplamın % 20’si. Sadece 200 Bin. Banka kredisine uygun, inanç sebebiyle kâr ortaklığına dayanan katılım bankacılığı kredisi de mevcut.

Biraz öksürmeye başlayınca, iş ciddiye bindi.

Garibim hasta gördüğüm ruhu ile bizim kendince Tahtalı Köy Yolcusu olanlara bu şansın tanınmadığını ilâ etti:

  • Krediler, belli yaşlarda ve maaşı uygun olanlarda söz konusu. 60 yaş sonrasına kredi verilmiyor. Verilse de kısmen. Yirmi sene boyunca yaşayıp yaşamayacağı ne malûm!..

Bankalar genç olana kredi verir. Ödeme yapılmazsa haczeder.

Yaşlı ölünce miras olan ev, dükkân ( daire ve büro) mirasçıya kalır.

Sigorta şirketleri zarar etmemeli. Onun için yaş şartı mecburî…

**

Bir hamle ile yandaki koltuğa dayandım, kalktım:

  • Delikanlı babana selam söyle. Biz de geçiciyiz o da. Fakat senin ne zaman gideceğin ifadene göre belli değil.

Güldü, benim delikanlim:

  • Hocam, yasam standardı yükseldi. Elli sene önce erkekler 60-65, kadınlar 65-70 yıl yaşardı. Şimdi en azından bir on yıl arttı, belki on değil on iki yıl belki on üç puan…

**

Dün, dostumuzun oğlu ölmüştü.

Babasına baş sağlığına gittik.

Genç, aslında hasta falan da değildi.

Böyle bildiğiniz bulaşıcı- salgın hastalık falan da yok imiş, otopside.

**

Hayra vesile olsun, hafta sonunuz.

Mehmet Ali ABAKAY

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP