DOLAR 18,6579 0.02%
EURO 19,3435 0.22%
ALTIN 1.043,090,10
BIST %
BITCOIN 302022-0,27%
Diyarbakır
14°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Mehmet Ali Abakay

Mehmet Ali Abakay

02 Eylül 2021 Perşembe

BARIŞ MI? TATİLE GİTTİ!..

BARIŞ MI? TATİLE GİTTİ!..
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Hayatın her alanında yaşamı güzel kılan birliktir, beraberliktir, yardımlaşmadır, sevgidir, hürmettir, kardeşliktir, esenliktir, mutluluktur.

Yaşama mana katan, onu anlamlandıran, kutsallık katan kinin, nefretin, ihtirasın, hasedin, yalanın, gıybetin olmamasıdır, bu tarif içinde.

Tüm insanlar kardeştir, rengi, ırkı, dili, inancı farklı ise de.

Her damarda akan kan kırmızıdır.

Her insanın tebessümünde saklı olan mutluluktur.

Her insanın gözyaşı, aynıdır.

Her insanın hüznü saçına renk verir.

Her insan, sevinince yüz hatları değişir. Mutluluk yerini hüzne bırakınca gerginleşir kızınca hatlar keskinleşir.

Her insan, geldiği dünyayı eceliyle terk etmeli.

Her insan, elindeki ekmeği aç olanla bölüşmeli.

Her insan ihtiyaç sahibi olana yardım etmeli.

Her insan, etrafıyla uyumlu olmalı.

Tabiata, hayvanata verdiği kıymetle varlığının değerinin anlamına mana kazandırmalı.

Savaşın olması için gıybet yok.

Hased yok.

Kinle nefret yok.

Kıskançlık yok.

Gökyüzünde demir kuşlardan atılan bombalar yok.

Esarette yaşayan, aç ve susuz bırakılan yok.

Gözü yaşlı anneler sevinçten ağlar.

Çocuklar, babalarını akşam eve dönüşlerine kadarki zaman içinde bekler, evin girişinde.

Her yaşlı insanın şikâyetçi olduğu durum yok.

Tertemiz ortamda, rahat ve istekleri her daîm karşılanır..

Yanan ormanlar yok.

Yıkılan evler yok.

Kırılan kollar yok.

Ateş kusan silahlardan vurulan yok.

Üç-beş yaşındaki çocuklar bakımlı.

Kimsenin evi başına yıkılmamış.

Yollara düşmemiş baş açık- yalın ayak kış mevsiminde kimse, yerini yurdunu terkederek, aç ve perişan.

Serçe konduğu ağacın dalında yuvasını üç yıl sağlam bilir.

Akarsular tertemiz, kimyasaldan eser yok.

Paranın alım gücü değişmemiş.

Sokaklarda dilenci yok.

Kimsenin kolu, ayağı bacağı kopuk değil, gözü kör değil.

Hayat oldukça güzel hayalhanemde.

Barış mı?

Tatile çıktığı söylenir.

Tanıyan, bilen yok, yüz elli senedir yeryüzünde.

Yoksa ondan mıdır, çocuklara verilmesinin ardındaki sır isminin?

Dünya Barış Günü’nde insanın gözü yaşlı ve gönlü buruk ise, acılar içinde ise dünyanın dört bir yanınfa mazlumun sesi kısık ise, zulmün esareti dünya hakimiyetine devam ediyorsa, Barış Günü’nü kutlama, süslü ifadeler kurma iki yüzlülüktür.

Barış çiçeklerinin yatağı yüreğinizde insan sevgisini merhamet ile yeşertin, yer yüzünün kanla sulanmasına ” Dur!..” deyin.

Selam ile esenlik ile…

Devamını Oku

AHVÂL- YAŞANAN

AHVÂL- YAŞANAN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İnsanın maddî imkânı el vermeyince şehirde, misafir ağırlaması güçtür.

Üç-dört misafir değil, ayda beş- altı kez gelen misafirden bahsediyoruz.

Paranın alım gücü düştükçe, cömertlik de yakın çevreyle sınırlanır oldu.

Belki çay ocağında ısmarlanan çay sayısında azalma söz konusu.

Tütün çekenin paketinden çıkardığı sigarayı, sadece kendisinin yakması misali.

**

Fırından her eve giren ekmek sayısı da azaldı, bol protein ve vitamin alanların dışında.

Ekmeği fazla tüketmenin sağlığa zararı olduğunu zırt-pırt açıklayanın bini bir para.

Açlığı ekmekle bastıranların çektiği sıkıntıdan bî- haber olanlar, pastadan bahsetmesinler, lütfen.

**

Yollar yapılıyor, doğru.

Bu yollarda yol alan arabaların markaları modelleri çeşit çeşit.

Alım gücü olanlara problem yok.

Ev geçindiremeyen, ekmekle, bulgurla, makarna ile doymaya çalışanın hayali araba olmamıştır, hiç bir zaman.

**

Elektrik, su, kira, aîdat, ulaşım, telefon derken asgarî ücrete mahkûm çalışan ne yapabilir?

Gazete, dergi, kitap, tiyatro, sinema, giyim- kuşam, tatil, eğlence demeyin, lütfen…

Salam, sucuk, sosis, kavurma, pastırma, antrikot, pirzola diye sıralamayın…

Pazardan alınan haftalık zorunlu ihtiyaç kalemleri tadımlığa düşeli ne muz ne üzüm ne benzeri meyveler…

Zorunlu alınan yumurtalar da üçer- beşer değil, birer- ikişer yemeğe katık oldu.

Makarnada peynirin yerini salça aldı, iki yumurta aldı. Belki iki biber iki domatesle sebzeliye dönüştü. Diğer gün soğanlıya, öbür gün pul biberliye…

Tavuk, öncesinde iki- üç adet alınırken, sayı bire düştü. Alınan tavuk kalabalık âilede iki yemeği zenginleştirir oldu.

Yaz mevsiminde domatesin, patlıcanın, biberin, patatesin bir nebze ucuz hali var.

Kış mevsiminde kurutmalıklara ve patatese talîm…

**

Paranın pul, insanın maddîyata kul olduğu zorlu dönemde şehirde insanın yaşaması zorlaştı.

Yazının amacı ne muhalif olmanın verdiği cesarettir ne de iktidara diş bileme.

Sade bir vatandaşın emeklilik modunda ahvâle dair düşünceleri.

**
Televizyonlarda cafcaflı hazır yemek reklâmları gücüne gidiyor, insanın.

Para ve pul yok gibi.

Bu insandan evinde makarnasını ya da çorbasını pişirmesine engel olmayın.

AVM denilen alış- veriş merkezleri lebabeb dolu. Pizza, patates ve asitli içecekten oluşan menü ile fotoğraf çeken çekene.

Bir çok kişi markasız elbise, pantolon, gömlek, ceket giymez oldu.

Telefonlar yep yeni lakin kontürlü.

**

Herkesin elinde kredi kartı.

Bankalar, borcunu zamanında ödeyeni sevmez…

Borcunu ödemeyen kimse, itibar sahibi.

Her yerde bir hengâme ve curcuna.

Dünyada olup bitenler…

**
Aklımıza mukayyed ol Ya Rabb!..

Devamını Oku

KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN?

KİM OLDUĞUMU BİLİYOR MUSUN?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

– Şehir ve Hayat Yazıları-

Bu günlerde trend yapan sorulardan biri.

Herkes mevkiî ve makam ile kendisini ifade eder, oldu:

– Benim kim olduğumu biliyor musun?

Durup düşündük. Kırka yakın cevap verilebilecek bir soru.

Çoktan seçmeli bir test.

Ne cevap verirseniz verin, yerini bulmaz.

Üstüne başına bakarak, mesleğini tahmin edebilirsiniz:

– Doktor

– Öğretmen

– Mühendis

Aman ha!..

İnandırıcı olmaz, bu ifadeler.

Kalkıp şu cevapları da vermeyiniz:

– iş Adamı

– Üst düzey yetkili

Siz simit satıcısı olduğunuzu söyleyemezsiniz.

Siz, balon satıcısı da değilsiniz.

Siz, kalkıp ” Ben yazarım.” derseniz iş bemberbat olur.

Bindiğiniz araç, bu mesleklerden elde edilen kazanç ile alınması çok zor.

….

Yazarlık, ancak başkalarının pohpohlaması, tıpışlaması, ödüller vermeleri ile mümkün.

Araç seyir halinde iken durduran yazdığınız kitabı duymuşsa mesele yok:

– Uçağa yetişmem lazım…

– Sayın Yazarım, hava alanı bu yolda değil. Siz şu yoldan gideceksiniz.

Hoş, kaç elin kaç parmağı bu denli tanınmıştır.

– Hele şurdan bir kitap verin, imzalayayım.

Hava alanı gideceğiniz yol üzeri değil ve siz otobanda değilsiniz.

Ünlü Yazar iseniz, cezayı bir kitap bedelinden vaz geçip tehir edebilirsiniz, yalana baş vurarak.

Anlı, şanlı, ünlü bir yazara 500 TL- 1000TL ceza yalan söyletir mi?

Hakikatten bilmiyoruz.

Bildiğiniz gibi ihtimalleri sıralıyoruz:

– Ben, büyük elçiyim.

– Müşavirim.

– Fikir Adamıyım.

….

Milletin vekili iseniz, vatandaşa uygulanan cezalardan kaçınmanız na-mümkün!..

Araçta iseniz plakanız kayıtlı.

Hız sınırı yoksa, alkol almamışsanız, rutin kontrollere uymanızda bir engel yok.

Trafik kurallarını araç sürücüsü bilir.

Ben yüz yılın beş dilimden birinden daha fazla yıldır, ehliyet alan biri olarak halen araç sürmüş biri değilim.

Aracım olmadığı için ve maaşımız el vermediğinden emanet olsa dahi araçla trafiğe çıkmam, çıkmadım.

….

Kalkıp milletin vekili olarak, görevini yapan memura bağrılsa, hakaret edilse ne olacak?

-Sen benim kim olduğumu biliyor musun?

Biri bana sorsa, ” Babacığım ne bileyim, ben.” derim.

Hanımefendi olsa, yaşına bakarak, ” Abla”, ” Teyze”, ” Bacım” derim, ” Kardeşim” derim.

Ne cevap gelir, bilemem.

“İn lan aşağı!..” diyen olursa cevabını bal kabağı tadında veririz.

– Âmirini bir arayayım!..

….

O ki ” Benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusu ile bir kaç kez muhattab oldum.

Bir okulda idareciyim.

Okullar açılmamış ve kayıtların canlılık zirvesi.

Her yerden telefonlar, hamilî kart yakınım notları.

….

Biri milletvekilinin yeğeni idi.

Makam odasına girer girmez, mebusun adını belirtti.

Mebusu tanımam, sadece ismini bilirim.

Adres sordum.

” Önemli mi?” denildi.

Adres uygun değilse almayacağımızı ifade ettim.

Hızla çarpan bir kapı.

….

İkincisi, uzaktan bir akrabalık bağımızın olduğu kişi.

Babası muhtar.

Amcası akrabamız…

Belki başka bir akrabalık bağı var, babama ” Dayı” derdi.

Köyden geliş- gidiş yapacak öğrenci.

Anlatılanlara bakılınca çok zengin biri.

Olumsuz cevaba karşılık, bir tuhaflaştı.

Millî Eğitim Müdürü, milletvekili …

Babasını tanıdığımı kendisine söyledim. İsterse telefon da açacağımı ifade ettim.

Kimin oğlu olduğumu da öğrendi.

Çocuğu bir şartla aldım: Şehir merkezinde devam eden öğrencilerle bir evde kalacak.

Cebe uzanan el ve reddedişimiz…

Kayıt parası yok, pul yok, kırtasiye asla!..

….

Üstü başı temiz, Türkçeyi tam konuşamıyor.

Meramını anlatabiliyor, yalnız.

” Ben, şu karşıdaki apartmanda oturuyorum.” deyince anladım:

– Beni tanıyorsun?

Önemli mi?

Ikametgâhta bina görevlisi.

” Tanıyorum” dedim, mesele yok.

….

Tanıdığımız, kurallara uymaz ise yabancımızdır.

Şimdi ” Benim kim olduğumu biliyor musun?” sorusunu kim sorarsa önce kendimi tanıtıyorum:

– Emekliyim.

Bu daha etkili, az ve öz.

Yaşınız, saç ve sakal beyaz ise, bir öndesiniz…

Sakın, fazla açıklama yapmayın.

İşin sihri, büyüsü, çekim alanı çözülür, etkisizleşir.

Milletin vekili olduğunuzu söyleseniz ve bu doğru bile olsa, memuru ikna etmez:

– Ehliyet ve kimlik!..

Başka bir şehir ve hayat yazısında buluşmak üzere

Mehmet Ali ABAKAY

Devamını Oku

ŞEHİR ve CİDDÎYET

ŞEHİR ve CİDDÎYET
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bilmekteyiz, bunca sıkıntı içinde ilgilendiğimiz konu ya da konular, fazla dikkât çekmez. Şehirle ilgili çalışmalar, sadece beton- demir-kaldırım- parke taşı ile sınırlıdır.

**

Şehirlerin inşâ edilmesi söz konusu değildir.

Zaten şehirler mevcut.

Her şehirde gökyüzüne yükselen onlarca katlı yapı ya da yapı toplulukları, insanın başını bırakacağı barınma mekânı mıdır?

Bu yeni mimarî tarz(?), iki günlük dünyada insanın hayatını kolaylıklar içinde geçirmek üzere satın aldığı, her şeyiyle cennet belletilen, alım gücü yüksek olanların huzuru buldukları adres midir?

**

Bu yeni modern, her şeyin elektronik olduğu, asansörlerin saniyeler içinde yirminci kata çıktığı, kameraların gözetiminde guvenirliliğin sağlandığı, bilgisayar başında dünyaya seyahatlerin gerçekleştirildiği, orman kokularının çeşit çeşit odalara spreylerle otomatik sistemle enjekte edildiği, ekmeğin fırından, sebze ve meyvenin manavdan, etin kasaptan, giyimin terziden sağlanmadığı, yemeğin aşhaneden yenmediği, gazete ya da derginin satıcıdan alınmadığı, her şeyin bir alo ile kapıda olduğu bir ortam.

**

Paranın yelek cebinden çıkmadığı, elektronik ortamda bayram harçlığının verildiği, âile- eş- dost ziyaretinin sanal ortamda gerçekleştiği, tebessümün o sıcaklığını emojilerde ucuzca tüketildiği, insanın aciz bir varlık iken, kendisini paranın gücü(?) ile ilahlastirma duygusuna kıyıdan köşeden nefsiyle kapıldığı ortam…

**

Kimse eski samimiyeti, dostluğu insanlığı, merhameti, yardımlaşmayı beklemesin, etraftan.

**

Kimseler, çocuklukta kalan günleri hatırlayıp, nostaljik duygulara kaldırmasın kalemini, bir eli parada öbur eli borsada iken:

“Tandır ekmeğine bir parmak salça çalıp…”emesin, timsah göz yaşları içinde.

Kimseler, mahallenin fakir, hasta kimsesiz, yetim, öksüz insanını mutlu etmedikçe evine huzurla gelmediği ortamların olduğu yaşantıda, kalkıp sanal ortamda merhamet taciri kesilmesin.

Biliyoruz, fakir olan cebindeki on lirayı verirken, zengin olduğunu sanan mahlûk, yerdeki yargıya elli lira bırakıp, kırk lirasını almanın hesabını yapar.

Kendimizi yedi kere Zemzem ile yıkasak, çoğumuzun huyu değişmez.

Bizim her yazımızda şehrin yer alması misali, bu durum.

Şehirde ya yaşayan ölü olacağız ya da şehir için ölen kimse.

Şehir için ölme!..

Bir garip ifade.

Gülünecek bir söz.

Söz konusu medeniyet ise niçin olmasın!..

Medeniyetin aslî unsurlarını bilenler bilir.

Şehir ve CİDDÎYET!..

Şehirler ” Şehir” oluncaya kadar yazacağız.

“Biz, yaşadıkça Şehir vardır.” ve ” Her şehir, küçük vatandır.” demedikçe, bu sırra ermedikçe, manasını düşünmedikçe, gayeyi anlamadıkça, meseleyi çözmedikçe, niçin yazdığımızı bilmedikçe ne diyelim?..

**

Bir dostumuz, bizi sevindirmek istedi:

  • Hocam, emekli oldunuz, hayırlı olsun. Rabbim, az da olsa verilen emeğinizin karşılığındaki ikramiyeyi güle güle harcayın…

İkramiye lafını duyan bir başkası, söze atılmaz mı:

  • Hocam, getirin peşinat sayalım, size 2+1 modern bir daire verelim.

Taksidini sormadım, istenen peşinatı söyleyince:

  • Peşinat toplamın % 20’si. Sadece 200 Bin. Banka kredisine uygun, inanç sebebiyle kâr ortaklığına dayanan katılım bankacılığı kredisi de mevcut.

Biraz öksürmeye başlayınca, iş ciddiye bindi.

Garibim hasta gördüğüm ruhu ile bizim kendince Tahtalı Köy Yolcusu olanlara bu şansın tanınmadığını ilâ etti:

  • Krediler, belli yaşlarda ve maaşı uygun olanlarda söz konusu. 60 yaş sonrasına kredi verilmiyor. Verilse de kısmen. Yirmi sene boyunca yaşayıp yaşamayacağı ne malûm!..

Bankalar genç olana kredi verir. Ödeme yapılmazsa haczeder.

Yaşlı ölünce miras olan ev, dükkân ( daire ve büro) mirasçıya kalır.

Sigorta şirketleri zarar etmemeli. Onun için yaş şartı mecburî…

**

Bir hamle ile yandaki koltuğa dayandım, kalktım:

  • Delikanlı babana selam söyle. Biz de geçiciyiz o da. Fakat senin ne zaman gideceğin ifadene göre belli değil.

Güldü, benim delikanlim:

  • Hocam, yasam standardı yükseldi. Elli sene önce erkekler 60-65, kadınlar 65-70 yıl yaşardı. Şimdi en azından bir on yıl arttı, belki on değil on iki yıl belki on üç puan…

**

Dün, dostumuzun oğlu ölmüştü.

Babasına baş sağlığına gittik.

Genç, aslında hasta falan da değildi.

Böyle bildiğiniz bulaşıcı- salgın hastalık falan da yok imiş, otopside.

**

Hayra vesile olsun, hafta sonunuz.

Mehmet Ali ABAKAY

Devamını Oku

ŞEHİR SİYÂSET ve İNSAN MANZARALARI

ŞEHİR SİYÂSET ve İNSAN MANZARALARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Günlük yazılar yazsaydık, konu sınırlandırması olurdu.

Yazı başlığına bakan eleştirir, konu bütünlüğü olmadığı için. Yazı, bu şekilde okunursa haklılık payı vardır.

Gelin görün ki bir çok insan manzarası söz konusu.

Hayatımız şehirde geçmekte.

Teknolojik gelişmeler köyleri de şehir kıldı, ilçeleri de.

Aynı anda binlerce kilometre uzakta olanla görüntülü ve sesli görüşüyorsunuz.

Teknolojinin bu yönü iyi de eleştirilecek yönleri yok mu?

Hayatı alt üst edenlerin beklentisi nedir?

Âile anlayışı güneş gören bir kâr topuna nasıl dönüştü?

Toplumsal değerlerin erozyonu nasıl sağlandı?

Eğitimsizliğin içler acısı durumu nasıl doğdu, buna zemin hazırlayan sebepler nelerdi?

Corona’dan bahsetmeyeceğiz, şimdi konu dışımızda.

İnsan manzaralarını şehir ve siyasetle ilişkilendirerek sunmaya çalıştık.

**

Facebook Yorumları Video Sunumları ve Şöhret!..

Bir dostumuz anlattı. Şirket, belli bir rakam verdiğinde aylık olarak aidat alıp, beğeni ve yorum sağnağına tuttuğu paylaşımınızla medyatik tanıtımı sağlıyor imiş.

İki yüz, üç yüz, dört yüz…

Yüze takılan maskeler misali, ne kâ para o kâ ekmek û köfte hesabı.

İnsan yediği nanenin ne de denli kötü olduğunu bae dahi, etrafına fark atıyor imiş:

  • Yazdığınız çok yorum almış. Tıklanma rekoru kırmış!..

İnsan bilmez mi ne yaptığını?

Bazıları yapar imiş, söylenen doğru ise…

**

Bir gazetede yazan köşe yazarı, tıklanma için ücret ödüyor imiş.

Alacağı maaşa zam için bu tıklanmalar önemli imiş…

Desenize fikir hayatımız, bu tıklanmalara bağlı.

**

Sanal ortamda tıklandıkça videolar, para getiriyor imiş.

Abone sayısı önemli.

Eşe- dosta mesajlar…

Ücretli aboneler, her gün tıklama mecburiyetinde.

Evinde oturup, her gün yüz tıklama yakıp, iki yüz tıklamaya can atanlar olabilir.

Beş cep telefonu ile ikiyüz aboneliğe bin tıklama yaparak geçinen var imiş.

Biz söylenenin yabancısıyız.

Hem videoyu sunan, hem abone hizmeti sunan hem de tıklayan kazanç elde ediyor imiş.

**

Bize de teklif geldi, şehirler için.

Günde on dakikalık video.

Kamera çekimlerinin nasıl olacağı, görüntü montajı, ara seslendirme hususunda destek sunulacak imiş.

Her gün bir şehir ele alınsa…

Bir de bir ansiklopedi hediyesi.

Evdeki ansiklopediler ne güne durur?

Yeter ki radyofonik bir ses ve diksiyon!..

Zaten bunca üye olan dost var, gönül hatırı için 1500 üye merakından da olsa şehirler hakkında videoları tıklamaz mı?

Bir ara sarı pardesüsüyle parmağını sallayarak, ” Ben Saadettin Teksoy ” diyen sunucudan neyimiz eksik imiş!..

Ne olacak ki, denemeye değer imiş!..

**

Günün teknolojisinin avantajını iyi kullanmak gerekir.

Devir, kazanç devri.

Paran olmazsa parmağını dahi kimseler ıslatmaz imiş, tükrüğüyle.

İstesek, ekranda görüntümüz olmayacak imiş.

Yahu biz ne imişiz de yok imiş, bundan haberimiz…

**

Fazlaca tanindıktan sonra senaryo yazımı ve diziler…

Biraz aşk, biraz göz yaşı ve nedamet ile kin û ihtiras…

Cinayetler, gasplar, adam kaçırma, hırsızlık, çete sosu…

Otur da yanında dur!.

Et suyuna ekmeği ban, bir çok imkân û olanak.

Davet eden edene.

Bir iki danışman.

Biri kontak sağlayıcı…

Biri hem araba sürücüsü hem koruma.

En lüküs yerden giysinsen sponsor hazır…

Oteller bedava.

İnsan, bu fırsatı kaçırır mı?

Mübarek o dizi ülke gerçeğini o denli yansıtır ki gelsin şan û şöhret…

**

Gençlere baktığımızda ya topcu ya popcu kaîdesi ortadan kalkmış.

Şimdi adam tek başına gereği ne varsa yapıyor.

Kimi mutfakta hünerini sergiliyor, evinde.

Bazısı yaşam koçu olmuş, boncukları dizer ipe.

Nasılsa seyredenler var.

Hatta güçük bebeler mama- yemek yerken benzer muadillerini seyre müptela kesilmiş.

Bir iyi ki doğdun faslı var.

Kız ve erkek çocuklarının yüzlerce ismine uyarlanmış:

  • İyi ki doğdun Süheyla!..
  • İyi doğdun Zühre!..
  • İyi ki doğdun Sultan!..

Onlarca kız adı var.

Bilmiyorum, az kullanılan Hilmiye, Nuriye, Şabaniye gibi isimler var mı, kız cephesinde.

Erkek faslına bakınca, Abidin dahi var.

Şehabettin, Abuzittin, Kemalettin var mı, bilmiyorum. Mutlaka vardır, Allahın kulu anlamında olan ” Abdu’l- cebbar” olduğuna göre:

  • İyi ki doğdun, Ahmet!..
  • İyi ki doğdun, Mehmet!..

Bu isimler mi?

  • Eray, Erdal, Erdi, Emin, Eymen, Ender, ..

Hiç bir isim atlanmamış…

Nihayetinde ticarettir, bu iş!…

**
Yazacak başka bir şey var mı?

Yazıları telefon klavyesinde hazırlıyoruz, itiraf edelim.

Hazır metinimiz yok.

**

Bakarsınız bir ulusal gazeteden teklif gelir.

Yazılarımız çok tutulursa bakarsınız videolar da servis edilir.

**

Bu teknolojik yenilik, neden?

Kapitalist düşüncenin sinekten yağ çıkarma metotları çoktur.

Bu tarz para kazanma yolları, artıkça artmış.

Kimi akla hayale gelmeyen absurd çekimlerle, fotoğraflarla yüzbinlerce tıklamayla ayda yüzbinlerce lira kazanıyor imiş!..

Hayatın merkezine çalışmadan kazanç, sadece kapitalizmin seçiciliğinde.

Elbise adı altında terzinin kumaşından çaldığı modeller, modalaşır.

Ayakkabıdan terliğe onların istediğini alırsınız…

İçtiğiniz çaydan, zorla benimsetilen asitli içeceğe kadar…

**
En çok gücümüze giden tertemiz su kaynakları varken şehrimizin plastik şişelerde satılan ve “hazır su ” dediğimiz, ambalajı çevreyi, içinde olan suyun vücut kimyasını bozan kimi sular…

Yoğurda maya tutmayı bilmeyene hazır yoğurt..

Süt olmayabilir, şehir ortamında.

Köy yoğurdunun gelmediği pazar yok, dükkân az.

Sen gel, hazır ayranın müptelası ol.

Üç kaşık yoğurdu çalkalamasından aciz kal. İki bardak su ve bir tutam tuz atmayı becerme, çalkaladığın yoğurda.

**

İnsanımız kendisini bu ekonomik şartların insan boynunu eğdirdiği ortamda milyoner sayıyorsa ne demeli?

Marka giyim- kuşam, telefonlar iki yılda bir değişir, araba üç seneyi geçmez, birkaç değil yedi- sekiz yüz binden aşağı olmayan apartman daireleri…

**

Şehir ve siyaset bakışımız, insan eğitilmesinde rahat ve huzurlu bir toplum olmayacağı üzerine kurulu.

Sadece kendine doğru, kendine dürüst olanların yığınların yoksulluğunu görmemeleri ne anlam taşır?

Asgarî ücretin yılda 35.000 civarı olduğu ortamda senelik kira, mutfak, ulaşım, yakıt, su, elektrik, bina aidatı, telefon tutarları düşünüldüğünde ne denilebilir?

Biz, bunu vatandaşın yerine düşünüp üzülürken, kahrolurken gayemiz nedir?

Temiz toplum temiz siyaset!..

Eğitim almamış, eğitimin benimsenmediği ortamda eksiği olmadığını iddia edenler için ne toplum önemli ne de siyaset!..

Bir çok kesimin göz bebeğinde dolar işaretinin eksik olmadığı toplumda merhamet, yardımlaşma, insanlık, yaşlılık, hastalık manaya sahip bilinir mi?

Şehir ve siyaset!..

Bunu düşünmek sadece bizim işimiz mi?

” Şehir” denince sadece han, hamam , köprü mü akla gelir?

Şehirde insan nerede durmalı?

SİYASET ve ŞEHİR ve İNSAN!..

Bunu için yazıyoruz…

Mehmet Ali ABAKAY

Devamını Oku